Kara Kule – Silahşör

Burak 28 Şubat 2012 0
Kara Kule – Silahşör

 

 

 

“Siyahlı adam çölde kaçıyordu, Silahşör de peşindeydi.”

 

 

 

          Kara Kule. Bu iki kelime Stephen King’in okuyucularının neredeyse tamamının kalbini yerinden hoplatır. Kara Kule serisi tam yedi kitaptan oluşuyordu ve yedinci kitap ile beraber Stephen King serinin finalini yapmıştı. Fakat son çıkan duyurulara göre bu sene yeni bir Kara Kule kitabı daha çıkacak. Serinin sekizinci halkası olan “Anahtar Deliğinden Sızan Rüzgar” maceraya devam niteliğinde değil, daha çok arada bahsedilmeyen bir kısmı içerecek; Jake ‘in çocukluktan silahşörlüğe uzanan yolculuğunu.

 

Kitap seriyi okumayanlar için bir şey ifade etmediğinden, öncelikle seri hakkında ufak bir bilgi vereyim. (Tamamı hakkında bilgi vermek için sayfalarca yazı yazmam gerekir ki bu bile yeterli olmayacaktır.) Seri yedi kitaptan oluşuyor, ve ilk kitabı olan “Silahşör” ile bizi Roland Deschain adındaki karizmatik ana karakterlerimiz ile tanıştırıyor. Ana karakter demek tam olarak doğru gelmese de, onunla başladığı için bu tabiri kullandım. Kendisiyle tanışınca pek şikayet etmeyeceksiniz diye düşünüyorum.

 

Silahşörler bildiğimiz kovboylar ile yuvarlak masa şövalyelerinin karışımı bir haldeler, fakat onlardan geriye bir tane kalmış sadece, o da Roland. Sorunlu bir çocukluğu, huzursuz bir gençliği ve okuyacağınız gibi pek de sakin olmayan bir orta yaşlılığı var. Kendisinin tek amacı “Kule”‘ yi bulup oradaki “Kızıl Kral” ‘ı yenmek. Peki neden? Çünkü bizim dünyamız da dahil olmak üzere (evet, bildiğiniz günümüz dünyası da geçiyor) bir çok dünyayı birbirine bağlayan bağlar zayıflamış durumda, Kızıl Kral kendi amaçları için birçok şeyi yokediyor. Bizim sevgili son kalan Roland’ımız da onu durdurmayı kafasına koymuş, hem de ne pahasına…

 

Çoklu boyut ve dünya düzeni genelde çok sık kullanılmasa da karşımıza çıkan bir şey, burada King gerçekten ustalığını konuşturup, paralel dünyalar ile bizim dünyamız arasındaki ufak nüans farklarını esprili bir şekilde ortaya koyuyor. İyi, Kötü, Çirkin dahil olmak üzere birçok esere gönderme yapan King, aslında Robert Browning’in “Child Roland To the Dark Tower Came” adlı eserinden ilham almış. Serideki diğer karakterlerin çoğu ikinci kitapta karşımıza çıkıyor, durun size kendilerini çok kısa olarak tanıtayım:

 

Eddie Dean: Uyuşturucu bağımlısı, geveze, esprilerden vazgeçmeyen ama bir o kadar da inatçı ve cesur adamımız. Hayatınıza renk katan bir karakter. Kendisi 1987 yılının Brooklyn şehrinden gelmekte.

 

Odetta Holmes/Detta Walker/Susannah Dean: Evet kendisi üçü bir arada. New York dolaylarında yaşayan bu hoş hanımefendi(ler) 1964 yılından. Küçükken kaza geçiren Odetta, ikinci bir kişiliğe sahip oluyor, ve çift kişilikli bir hayat sürmeye başlıyor. Susannah bu olaya nerede dahil oluyor derseniz, bir zahmet okuyun da heyecanı kaçmasın derim.

 

Jake Chambers: 1977 yılından ithal edilen genç karakterimiz, Ka-Tet ‘in en küçük üyesi. Kendisinin silahşörlüğe uzanan yolculuğunu anlatan kitabın bu yıl çıkacağını yazının başında duyurmuş olmalıyım.(Evet duyurmuşum.)

 

Oy: Evet, Oy. Ha nedir bu “Oy” derseniz eğer, kendisi şirin mi şirin bir hayvancık. Sevimlilikte doruk noktada bir karakter olduğunu da eklemeden geçemeyeceğim.

 

          Ka-Tet‘imiz bu kadar, daha birçok karakter var tabii ki , fakat sürprizleri bozmamak adına çok fazla açıklama yapmamak gerekiyor. Fakat unutmamamız gereken çok önemli bir ayrıntı var; “Bütün yollar Kule’ye çıkar.” sözü gerçek hayatta kesinlikle söyleyebileceğimiz bir söz. Zira King’in neredeyse bütün kitapları bir şekilde Kara Kule serisi ile bağlantılı. Orada gördüğünüz birçok karakteri, olayı ve hatta çevreyi tekrar görebiliyorsunuz, ve eğer Stephen King kitaplarını seviyorsanız bu sizi inanılmaz derecede mutlu ediyor. Büyüklü küçüklü tam yirmi altı kitabı bu seri ile bağlantılı. Eğer bütün o eserleri okuduysanız görüyorsunuz ki, bütün yollar Kule’ye çıkıyor. Eğer yeterince dikkatli iseniz Siyahlı Adam‘ın kim olduğunu anlayabilir, ve bir kez daha kitaplar arasındaki örgüyü zevkle takdir edebilirsiniz.

 

          Kara Kule serisi, her şartta okumaya değer bir seri. İlk kitabı biraz ağır başlasa da, ikinci kitaba başladıktan sonra bırakan pek kimseyi tanımıyorum. ( Bir tane vardı, arkadaşlığı bıraktım.) Okumayı seviyorsanız, güzel bir seri arıyorum ya da Stephen King’i severim kitaplarını/filmlerini biliyorum ama seriyi hiç okumadım diyorsanız mutlaka başlayın, elinizde ne kitap varsa güzelce bir kenara koyun ve Kara Kule‘yi bulmak için yola çıkın. Yolda beklenmedik dostlar ile karşılaşabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

Burak Akkurt

Facebook Twitter Email

Leave A Response »