DEAD ISLAND (İNCELEME)

Seckin 26 Şubat 2012 0
DEAD ISLAND (İNCELEME)
  • Grafik
  • Ses
  • Oynanabilirlik
  • Senaryo

Merhaba arkadaşlar. Uzun bir süredir oynadığım, buna rağmen bütün görevlerini de bitiremediğim Dead Island oyunu ile karşınızdayım. Oyunumuz mutlu ve çılgın bir şekilde tatil yapan bir ada dolusu insanın zombilere dönüşmeleriyle başlıyor. Bu hastalıktan (ya da lanet diyelim nasıl seviyorsanız) etkilenmeyen bir avuç kişiden birini seçerek maceraya dalıyoruz. Lafı uzatmadan oyuna geçiyorum, buyurun kıyamet gününe:

 

 

 

 

 

 

 

 

Tatil hakkımız gerekirse sökerek alırız!

Papua Yeni Gine yakınlarındaki Banoi adasındayız.(Gerçekte böyle bir ada yok diye biliyorum. Patrona söylesem acaba beni böyle turistik bir adaya yollar mı daha iyi inceleme açısından?) Nasıl güzel bir yer anlatamam: Yemyeşil tropik bir ada, çok güzel turkuaz bir su, bambu ya da benzeri bir malzemeden yapılmış küçük kulübeler, plajlar, güzel büyük bir otel… ve kana susamış müşteriler!

Bu cennet mekanına herkes (yani neredeyse herkes) aynı sebeple gelmiş: Biraz tatil yapmak, stres atmak, yeni insanlarla düşüp kalkmak vb. (gerçi karısından kurtulmaya çalışan da var, çok güldüm) Her şey de çok güzel gidiyor aslında. Ancak bir gece, insanların yürüyen ölülere dönüşmeleriyle tatilin yerini hayatta kalma mücadelesi alıyor.

Mahşerin dört atlısı

Oyunumuzda seçebileceğimiz dört karakter var. Bu arkadaşlar da üç aşağı beş yukarı aynı nedenlerle gelmişler adaya. Hepsinin kendine özgü küçük öz geçmişlerini ve düşüncelerini karakterimizi seçerken görebiliyoruz. Hatta kendileri seslendiriyorlar. (İyi ki aynı zamanda ekranda da yazıyor yoksa kendi adıma Sam B’nin geçmişini anlayamazdım, o nasıl bir zenci aksanıdır öyle)  Dördü de birbirinden farklı konularda iyiler: Çinli eski bir polis olan Xian Mei kesici silahlar konusunda oldukça başarılı. Ufak tefek bir Çinli kız olsa da kocaman bir kalbi var. Baya da kabiliyetli kendisi. İkinci karakterimiz ise eski bir Amerikan futbolcusu. İsmi Logan. Kendisi eline geçirdiği şeyleri fırlatma konusunda oldukça meraklı. İyi de fırlatıyor da onu fırlat bunu fırlat yani… neyse sonra değineceğim. Takımın “cool olmaya çalışan elemanı” diyebiliriz. Başka bir karakterimiz ise ses tonuyla evlerimizi şenlendiren Original Vodoo Child Sam B. (ben takmadım bu ismi) Kendisi yapılı, koydu mu oturtan, hatta biraz kassa koymasa bile oturtan karakterimiz. Özellikle ağır ve ezici silahları eline alınca, adanın bir ucundan girip diğer ucundan çıkma potansiyeli var. (Adam fazlasıyla iri kıyım biri, hakkında iyi konuşmak lazım ne olur ne olmaz) Son karakterimiz ise, benim ismini inatla doğru okuyamadığım Purna var. (ilk kez puma diye okudum uzun süre de öyle kaldı) Purna bir kiralık koruma, bu yüzden kendisinin arası ateşli silahlarla iyi. (nerden bulacaksın tatil beldesinde ateşli silahı demeyin, neler oluyor aslında neler)

Hangimiz daha şanslı ben anlayamadım

Daha önce de söylediğim gibi, hangi karakteri seçerseniz seçin adanın bütün nüfusunu kasıp kavurmakta olan hastalığa karşı sizin bağışlığınız var. (Şöyle bir düşündüm de hangi oyunda zombiye dönüştük ki zaten?) Bu yüzden zombilerle yakın temas kurduğunuzda yaralanma haricinde herhangi bir şey olmuyor. Tabi bu aklınıza oyunun kolay olduğunu getirmesin. Özellikle bazı yerleri çok zor ki bu gayet mantıklı olmuş. Normalde kalabalık olması gereken yerlerde çok daha fazla insan, pardon zombi var. Bu yüzden doğru düzgün silahınız ve deneyiminiz olmadan otel gibi kalabalık yerlere gitmenizi tavsiye etmem.

Belki de sizden fazla dikkat etmesi gereken kişilerse henüz enfeksiyon kapmamış olan bir avuç insan.  Bütün oyun boyunca bu insanlara yardım etmeye çalışıyorsunuz.  Onlar kapalı ve güvenli bir yerde kalırlarken, siz yemek, su vb şeyler için devamlı dışarı çıkıp ölülerle dövüşüyorsunuz. Ezbere bildiğimiz “quest” mantığı oyunumuzda da mevcut. Yani insanlar sizden bir şey rica ediyorlar, sizde bunu yapıp ödül alıyorsunuz. Kendi adıma bu olayı, oyunda mantıklı bulduğumu söyleyebilirim.  Çünkü genelde bulmanız gereken şeyler, insanların hayatta kalmaları için gereken şeyler. Bazen insanlara yiyecek getirmekle uğraşıyorsunuz, bazense radyo tamiri için gerekli olan bir parça peşinde koşuyorsunuz. Kimi bir ölü yığınını yakmak için sizden benzin isterken, başka biri ise geride kalmış olan bir tanıdığından haber getirmenizi istiyor. Yani genelde hepsi mantıklı istekler. Yine de söylemezsem geçemem; gerçekten de bazı görevler de inanılmaz saçma. (Neymiş efendim bir kız oyuncak ayısı olmadan uyuyamıyormuş, haydi git onu getir. Bir de yakın olsa)

Bunun yanında bazı yerlerde, -dışarıda kalmış olduklarından ya da bir yerlere gitmeleri gerektiğinden- bazı insanları koruyorsunuz. Bu görevler genelde çok korkunçlar. Yanınızdaki ölmesin diye çok uğraşmanıza rağmen, yanınızdaki bazen kalabalık bir zombi grubunun içine atlayıp kendini öldürtüyor. (Sinirleri kaldırmıyor herhalde)

Ben çıkmam ısırıyorlar

Bir göreve çıktığınız zaman ekranımızın sağ alt köşesindeki harita bize destek oluyor. Gideceğimiz yere kaç metre olduğu aktif bir şekilde bu haritada gösterilmekte. Ama benim en çok sevdiğim özelliği haritanın gösterdiği yol: Harita size “en belasız” yolu çiziyor. Onun çizdiği yolu izlerseniz genelde yolunuz biraz uzuyor, ama daha az zombiyle karşılaşıyorsunuz. Yine de bazen çok doğru göstermeyebiliyor, bu yüzden ne görevi yaptığınızın farkında olun. Gitmeniz gereken yere genelde birden fazla rota izleyerek de gidebiliyorsunuz. Yani kısa ve tehlikeli yada uzun ve biraz daha az tehlikeli yoldan gitmeyi seçmek tamamen size kalmış.

Ya bu sefer ben çıkmasam?

Bir oyunda görev alma olur da gelişme olmaz mı? Olur tabi. Oyunumuzda zombi öldürme ve görev yapma sonunda deneyim (experiance) kazanıyorsunuz. Böylece seviye atlayıp daha tehlikeli bir hal alıyorsunuz. (Ya da hayatta daha kolay kalıyorsunuz… aslında tam böyle değil yani avantaj sahibi oluyorsunuz diyeyim, işin içinden çıkayım) Böylece oyun FPS/RPG öğelerini karıştırmış oluyor. (İyi de oluyor) Karakterlerimizi 3 farklı dalda geliştirebiliyoruz: Hayatta kalma yeteneklerine puan verdikçe zamanla kaybettiğimiz canı geri kazanmak, yada ilk yardım çantalarının etkisini arttırmak gibi şeyler var. Bunu beğenmediyseniz, daha atak bir şeyler arzu ederseniz “öfke” kabiliyetinin üstüne de gidebilirsiniz.  Bu kabiliyet sayesinde atak kabiliyetiniz fazlasıyla artıyor. Hani vurdunuz mu bir de yer vuruyor, doğru vurabildiyseniz yerden sonra bir de duvar, kapı vb şeyler vuruyor. Belli bir seviyeden sonra tek bir hamleyle -öfke modundayken- bir zombiyi gebertebiliyorsunuz. Bu kadar kızacak ne var tam anlamış değilim ama isteyenler öfke krizine girmekte serbestler. Yine de küçük bir uyarı: Saldırınızı güçlendirmek için kullanacağınız öfke kabiliyeti, mutlaka dolu olmalı yoksa kullanamazsınız. (Küçüklüğünüzde sizi hep döven rezil eden birileri varsa onları düşünün belki daha çabuk dolarsınız: ) Ve öfkeniz oldukça yavaş doluyor. Yani sadece bu özelliğe gitmek isteyen oyuncular biraz zorlanabilirler. Son kabiliyet dalı ise, istisnasız her oyunda favorim olan “silah uzmanlığı” diyebileceğimiz bir dal. Özellikle modifiye ettiğimiz silahların hasarını arttırmaya, saldırılarımızı daha az yorularak yapmak gibi bayağı başarılı şeyler var. Kesinlikle tavsiye edilir.

Bir elektrikli machete ne kadar? En son kaça olur?

Oyunda gezip gördükçe, yeni yerlere gittikçe ve açıkçası biraz başkalarının eşyalarını ve bavullarını karıştırdıkça bir çok şey bulabiliyoruz. Öncelikle en çok bulduğumuz şey genelde para. (Bence sakıncası yok) Bu paraları kırılan silahlarımızı onarmak için kullanıyoruz. Ayrıca yine sağdan soldan bulduğumuz şeyleri (mesela çivi gibi) silahlarımıza ekleyerek (mesela sopaya çivi eklemek gibi) yeni silahlar elde edebiliyoruz. (mesela sopalı çivi gibi) Bunlar genelde özelliği olan silahlar oluyor. Örneğin çivili sopa normal sopadan daha çok hasar verirken (Hiç beklemiyorduk!) yapacağımız meşale bazı rakiplerimizi ateşe verebiliyor. Yine silahımızı zehirlemek ve silahımıza elektrik vermek de mümkün.  Bu tür geliştirmeleri ve tamirleri sıkça karşımıza çıkan çalışma tezgahlarında yapabiliyoruz. Tabi parasıyla.

Bu konuda atlanmaması gereken bir konu da formüller. Yani yukarıda saydığım özel silahları yapmak için öncelikle onların formülüne ihtiyaç var. Şöyle anlatayım: Diyelim ki mechete’nize elektrik vermek istiyorsunuz (öncelikle sorarım nasıl bir insansınız diye), bunu yapabilmek için “Shock Mode” denilen bir kağıt parçasına ihtiyacınız var. Bunları da ya buluyorsunuz ya da görev sonunda insanlardan alıyorsunuz. Bunu da beğendiğimi söylemeliyim. Oyunda her şeyin para olmasını engellemiş. Bunun dışında molotof kokteyli ve deodoranttan yapılan bombalar da grupça üstümüze gelen aç ölülere karşı genelde kesin çözüm oluyor. Sadece onlara karşı değil Boss’lara karşı da…

Peki, başka bir şey var mı? Yani şöyle daha ateşli bir şeyler?

Merak edenleriniz varsa “Oyunda ateşli silah var mı?”  sorusunun cevabı “Evet var”. Ancak bunları belli bir zaman sonra buluyorsunuz, ve inanılmaz etkili silahlar değiller. Muhtemelen sadece bu silahlara bel bağlanmasın diye yapılmış bir şey. Ve kesinlikle kurşun sıkıntısı var. Ne kadar keskin bir nişancı olursanız olun kurşun yine de yetmiyor. (Zaten işin içinde zombi istilası varsa kesinlikle kurşunun yetmemesi gerekir) Silahların ortaya çıktığı yer de senaryo açısından mantıklı olmuş. Yoksa bir tatil beldesinde adımımızı attığımız her yerden kurşun ve silah çıksaydı bu oyuna başka bir şey derdik :)

Biri popomu ısırmış!

Oyunun güzel yanlarından biri de, insan olduğunuzu hissetmeniz. Elinizde ne olursa olsun, silahınızı savunurken ve koşarken yoruluyorsunuz. (Hatta zıplarken bile) Bunun geçerli olmadığı tek yer ateşli silahlar. Yorulmaya başladığınızda ekranın biraz altında bir çizgi çıkıyor. Mavi olan bu çizgi siz tepindikçe azalıyor ve en sonunda saldıramayacak ya da koşamayacak duruma geliyorsunuz. Tam bu durumdayken bir saldırı yerseniz ayaklarınız yerden kesiliyor ve düşüyorsunuz. Ölmüyorsunuz ama düşmek de müthiş bir şey sayılmaz.

Özel zombiler, genel zombiler…

Evet düşmanlarımız zombiler. Genelde oldukça yavaş olmalarıyla tanınan bu sevimsiz yaratıklar, Dead Island’da da aynen böyle yapılmış. Sizi görünce yavaş yavaş üstünüze doğru geliyorlar ve “Bir parça alıp alamayacaklarını” soruyorlar. Oyunun neredeyse tamamında yakın dövüş var. Üstelik FPS türünde olduğu için “üzerimize gelen zombi” gerçekten de üstümüze gelmiş gibi oluyor. Oyundaki zombiler o kadar detaylı, sesleri, hareketleri o kadar gerçekçi ki, bazen insan gerçekten korkuyor(muş yani ben korkmadım tabi hiç(!)

Zombilerin kıyafetleri, tipleri hatta kullandıkları silahlar da çok güzel olmuş. (Silah derken bazıları satır benzeri şeyler kullanıyorlar, olur öyle) Karakter modellemeleri üstünde fazlasıyla uğraşılmış. Zombiler sadece yumruk pençe saldırmıyorlar, aynı zamanda ısırmaya da çalışıyorlar. Bu ısırma işlemi küçük bir boğuşmanın sonucunda gerçekleşiyor. Ama genelde mause’un iki tuşuna doğru zamanda basarak kurtulabiliyoruz. Yine de kalabalık grup zombilerle uğraşırken, biri sizi tutunca diğerleri de size -tam anlamıyla geçirmeye- devam ediyorlar. (Tam mahalle kavgası) Zaten sesi duyan geliyor.

Özel zombilere gelecek olursak… Böyle yapış yapış, iğrenç tükürüğünü bizimle paylaşmaktan hiç çekinmeyen tombiğini mi istersiniz, size vurdu mu birkaç metre uçuran yapılı zombi mi istersiniz hepsi var.  Hepsiyle uğraşmanın farklı yöntemleri var, bunları buldunuz mu işiniz biraz daha kolaylaşıyor. Ama mutlaka her zaman çok dikkatli olmanızı tavsiye ederim. Ben bir tanesine yoğunlaşmışken, etrafımın sarıldığı zamanlar da oldu. (Zombi türlerini ve oyun hakkında yardımcı olacak şeyleri ayrı şekilde yazacağım. Çok uzun yazınca patron çakmak ve deodorant ile kovalıyor)

Hava çok sıcak, bir gazoz içe -ıyyy

“Call of Juarez”‘den de tanıdığımız Techland, grafiksel açıdan gerçekten de döktürmüş. Zombilerin zaten çok detaylı ve iyi yapıldığını söylemiştim. Buna ek olarak etrafta çok gerçekçi yapılmış; ağaçlardan tutun da plajlar, odalar her şeyin tasarımı gayet güzel olmuş. Bir kulübeye girdiğinizde, kesinlikle kendinizi tatil havasına girmiş şekilde buluyorsunuz. Tabi bunda, havuzların ve şemsiyelerin de payı çok. Bu konuda tek eleştirim eşyaların detayı ve gölgeler.  Özellikle zombilere baktıktan sonra eşyaların üstünde çok fazla çalışılmadığını görüyorsunuz. (Yine de çok kötü değiller) Aynı şekilde gölgeler de böyle. Ama o kadar güzel grafiklerin içinde, bunlar fark edilmesi çok kolay olmayan şeyler. Fark etseniz bile can sıkan şeyler değil.

Bu arada küçük bir not: Oyun sadece tatil köyünde geçmiyor. Bir süre sonra şehre inmek zorunda kalıyorsunuz. Hatta ormanlara bile…

Oyunun bir yerindeyken -tam zombinin kafasını kırmışım, soluklanıyorum- hemen altımda akan turkuaz renkli, parlak, dalgasız, adeta insanı kendine çağıran suya baktım. Yanda bir merdiven vardı. İndim. Sadece suya bakmak bile beni rahatlatmıştı.

Hayatta kalmak için ne yaparsın?

Kesinlikle şunu söyleyebilirim ki oyun -zombi öldürme açısından- tatmin ediyor. Çünkü zombileri yakından görüp o şekilde dövüşüyorsunuz. Ve zombilerin tepkileri… tepkiler o kadar iyi ki bu oyunu sadece arada gezinmek ve zombi kafası patlatmak için bilgisayarınızdan hiç silmeyebilirsiniz. Zombinin vurduğunuz yerine göre farklı şeyler olabiliyor. Bu durumu özellikle silahınız çok etkiliyor. Hemen çarpıcı birkaç örnek vereyim: Elinizde kesici bir silah varsa ve doğru hedef alırsanız karşıdaki zombinin kolunu, bacağını ya da kafasını kopartabiliyorsunuz. Aynı şeyi ezici silahlarla yaptığınızda ise, zombinin uzuvları kırılabiliyor. Bacağı kesilen yada kırılan zombi yavaşlıyor,  kolu benzeri bir hasar aldığı zaman ise kol, kullanılamaz bir hale geliyor. (Böyle şeyler olduğunda ekranda çıkan “cut”, ve “break” yazıları da güzel olmuş) Böylece silahtan silaha fark olmuş oluyor ve değişik stratejiler yapabiliyorsunuz. Kritik vurmak ise her zaman için kullanışlı.

Bütün bunların yanında bir de her karakterde her zaman mevcut olan “tekme” de oyunun kesinlikle vazgeçilmezi. Neredeyse oyunu bir bacağım havada bitirdim diyebilirim. Çünkü tekme düşmanlarınız atağını kesmekteki tek seçeneğiniz. Aynı zamanda onları yere de düşerebiliyorsunuz ki bu, bazen inanılmaz önemli olabiliyor. Hele ki bir de kritik koyarsanız işi hemen halledebiliyorsunuz.

Gelelim oyunun neden kolay olmadığına… Açıkçası ben seviyem yükseldikçe ve daha iyi silahlara kavuştukça oyunun kolaylaşacağını düşündüm. Fazlasıyla yanıldım. Çünkü zombiler de sizinle beraber seviye yükseliyorlar! Üstelik sadece normal olanları değil, daha özel olanlar da. Bu yüzden her zaman dikkat etmek lazım. Ayrıca silahlar da kırıldıkları için, bunları da dikkatli savurmak lazım. Ve sık sık tamir ettirmek. Bütün bunlardan dolayı Dead Island’da her zaman bir korku payı var.

Hep beni mi ısıracaklar?

Tek kalmak zorunda değilsiniz. Online olarak da hayatta kalmaya çalışabilirsiniz ki zaten oyunun bu amaçla yapılmış olduğunu söyleyebilirim. Ama birlikte oynayacağınız kişinin sizinle aynı bölümde olması gerekiyor. Birlikte oynamanın en iyi yanlarından biri bağlantının çok iyi yapılmış olması. Gecikme, düşme gibi şeylere hiç rastlamadım. (Mutlaka oluyordur tabi ama belli ki az sayıda oluyor)

Son ısırık…

Neredeyse her açıdan güzel yapılmış olan bir oyun. Grafikler, modellemeler her şey yerinde gözüküyor. Senaryo mükemmel olmasa da sıkıcı değil. Ama şu açık ki, farklı silahlar ve farklı yerler de olsa zombi öldürüyorsunuz. Yani oyunda yaptığınız bu. Güzel bir şekilde yapıyorsunuz bunu, ama bazı insanlar bundan sıkılabilir. Özellikle zombi istilası gibi şeylerden hoşlanıyorsanız, “Ben her türlü zombi oyununda hayatta kalırım” diyorsanız vakit kaybetmeyin derim.  Bunu demeyen bir insansanız bile bu oyuna şans verin derim. Sadece çok ilginç şeyler yapmayı beklemeyin.

Son olarak şu an saat 23.02. Bu yüzden iyi geceler dilerim, yeni oyunlarda görüşmek üzere.

Not: yukarıda yazmayı unuttum, oyunun bazı yerlerinde hedefinize ulaşmak için araç da kullanabiliyorsunuz. Özellikle bu araçlarla da zombi ezmek -hızla vurduktan sonra cama düşmeleri, camın kırılması ve bir şey görülemez hale gelmesi vb- güzel şeyler. Tekrar iyi geceler:)

Seçkin Özcan

 

Facebook Twitter Email

Leave A Response »